Türkiye de Psikoloğa Gitmek.

Bir insan veya aile neden, ne zaman psikoloğa gider? Sonra ne olur?

Bu günlerde yoğun psikolojik bilgi ve kuram bombardımanı yaşıyoruz .Sürekli merak ediyoruz. Avrupa ve Amerikada ne kadar bu işle meşgul kişi ve ya enstitüler varsa eğitimler alıyoruz, veriyoruz vs. Aynı çok aç kalmış gibi hepsini tatmaya, öğrenmeye, yapmaya, yemeye, yedirmeye çalışıyoruz. Neyin uğruna; Tabi ki BİLİM ve içimizde ki insanlığı kurtarma sevdasının altında kendimizi kurtarma ölümsüzleşme uğruna,,,,,

Ben dahil pek çoğumuz aldığımız eğitimler sonucunda psikoterapi veya danışmalık yaparken  uyguladığımız yaklaşımın ne kadar iyi uyguladığımızı veya ne kadar işe yaradığını test etmekle uğraşırken. Asıl önemli olan tüm kuramlar ışığında; karşımızdaki kişinin asıl ihtiyacı ne yada bizim üzerimizden ne istediğini hissedebilme becerisini edinmek herhalde zor olan.

Geçenlerde bir aileden dinlediğim bir hikaye oldukça ilgimi çekti. Entellektüel ve varlıklı sayılan üstelik yakın akrabalarında birkaç psikoloğun bulunduğu bir aile kardeş kıskançlığı nedeniyle yine birinci derece psikolog yakınlarının önerdiği bir uzmandan yardım almak üzere başvurmuştu. Gidilen kurum daki uzmanlar yurtdışında alınabilecek tüm eğitimlerin en iyilerini almışlar oldukça profosyonel ve kalabalık bir ekip gibi tanıtmışlar kendilerini. Yani marka ve semt oldukça iyi gözüküyor.

Hikayenin sonunda aile şunları söylemişti”bunların hiçbir şey bildiği yok. O kadar yolu gittik. Dünya para aldı, bir de bir süre gidecekmişiz! Aylık masrafları bir devlet memurunun maaşını geçiyor. Ne yapıyor? Film mi çekiyor? Emar mı, tahlil mi var ortada? İnsaf doğrusu, Bir de anlaşıldıklarını hissetmemişler .Aile kültürleri, ne bekledikleri, öğrenme veya farkındalık, hiçbiri yok. Uzman Avrupa’dan İngilizce, bizimkiler Türkiye’den Türkçe  anlaşmaya çalışmışlar.Olmamış. Belki ailenin çocukları iyi eğitim görmüş, İngilizcede biliyormuş ama aile henüz o  aşamada değil. Türk ailesi örf adet ve kültürünün zaten hiç önemi yokmuş gibi, dayatmacı bir üstünlük gibi algılamışlar görüşmeyi.

Bir çok uzman bir araya gelse süpervizyon gruplarında veya toplantılarda bu seansı izlese bu konuyla ilgili kuramsal açıdan aileyle lgili bir sürü öneri ,direnç,içgörü eksikliği bulabilir, analizi edebiliriz…Evet. Kuramlara göre; uzmanın tavrı da, söyledikleri de  belki doğru ama dili yabancı ve anlaşılmıyor. Oysa ki önlerine gelen aile yabancı marka kıyafetleriyle, arabalarıyla oturdukları semtle  ne kadar da  Avrupalı duruyorlar.

Bunun sonucunda zihnimde biçimsel modernlik diye, bir kavram dolaşmaya başladı. Aslında sahte kendiliklerimizde sorun yok. Eğitimde ve endüstrideki hızla eşdeğer. Modernlik ve ilericiliği biraz kalıplaştırıp markalaştırdık. Ancak geleneksel Kendiliğinin farkında olmayan nasıl yaşayacağını neye sahip çıkacağını bilemeyen kişiler kendilik  gelişimlerinde işe kılık kıyafet ,kariyer,dil bilmekle başlamak sandılar ve özle değil tözle uğraşmayı seçtiler.

Önümüzdeki dönemlerde ,teknoloji çağıyla birlikte etrafındaki klasik görüşlere değer vermeyip almayı, danışmayı bile düşünmeyen dışarıda da aldığını bir türlü tam anlayamayan sindiremeyen nesiller uçurumu bizleri bekliyor sanırım.